Boşanma ve çocuk
Her evlilikte, çiftlerin dile getirdikleri veya dile getirmedikleri bir takım beklentileri vardır. Bunlar karşılanmadığında ise ayrılıklar olabilir. Ülkemizde son yıllarda boşanma oranı giderek artış gösteriyor. Artık kendinden ödün veren, mutsuz gitse de yuvayı dağıtmak istemeyen anne babalar pek kalmadı. Eşler anlaşamıyorsa ayrılıyorlar. Eğer tüm çözüm yolları denendiyse ve hala evlilik çıkmazdan kurtulamıyorsa, ayrılık normal bir durumdur. Huzursuz giden bir evliliği sürdürmek birçok aile bireyi için daha çok yıpratıcı olabilir, özellikle de çocuklar için.
Parçalanmış ailelerde en çok zarar görenler çocuklardır. Çocuk, sevgi ve güven dolu aile ortamından uzakta kalır. Ama sırf çocuk için mutsuz giden bir evliliği sürdürmek, aslında o çocuk için yarardan çok zarara neden olur. Boşanma çocuk için çok can acıtıcı olsa da, anne babanın, yanında birbirlerini sevmeden yaşaması çocuk için daha büyük bir şiddettir. Evliliği devam ettirerek çocuk için fedakârlık yaptığını düşünen ebeveyn, çocuğun evdeki her türlü kavga ve şiddete tanık olmasından başka bir şey yapmaz. Çocuk ise anne babasını mutlu görmek ister. Bu huzursuzluğu gizlemeye çalışan ebeveynler de olabilir. Ama çocukları kandırmak o kadar kolay değildir. Onlar her şeyin farkındadır. Bu nedenle anne babanın birbirlerine hissetmeden söyledikleri sevgi sözcükleri, hiç bir şey ifade etmez.
Bu süreçte çocuğa karşı dürüst olmak önemlidir. Anne baba gibi çocuğun da bu süreci kabullenmesi ve atlatması kolay olmayacaktır. Onun da zamana ihtiyacı vardır. Özellikle okul öncesi çocuk için bu durum anlaşılmazdır. Kendini suçlu ve sorumlu hissedebilir. Her zaman anne babasının birleşmesi umuduyla yaşayabilir. Sosyal ilişkileri olumsuz etkilenebilir. Huysuzluk, saldırganlık veya parmak emme, alt ıslatma gibi gerileyici davranışlar gösterebilir. Beni de terk ediyorlar, gibi düşünebilir. Okula giden bir çocuksa, ders başarısı, öğretmen veya sınıf arkadaşlarıyla ilişkileri olumsuz etkilenebilir. Aile tüm bu durumlara hazırlıklı olmalıdır. Ama her çocuk bu süreci farklı yaşar. Bu durum aile yapısına, ayrılma nedenine, eşlerin ayrılma sürecindeki tutumuma göre değişiklik gösterir. Bu nedenle ebeveynin dikkatli olması gerekir.
Çocuğun boşanma durumda en çok ihtiyaç duyduğu şey güvencedir: Anne baba birbirlerine her zaman saygı duyacaklar, maddi manevi onu etkileyecek bir durum olmayacak, anne babasının ona olan sevgisi devam edecek, bu ayrılıktan çocuk sorumlu değil, onlar birbirlerinin eşleri olmasa da hala çocuklarının anne ve babası vb. Her anne baba bu mesajları vermek ister. Ama sözlerle ifade etseler de, duyguları asıl düşüncelerinin bu olmadığı konusunda onları ele verebilir. Çünkü her ne kadar çocuk için en acısız yolu düşünseler de, onu incitmemeye çalışsalar da aslında onlar da çok önemli bir dönemden geçiyorlardır ve atlatmak onlar için de zordur. Bu nedenle çocuğa bu tür güvenceleri vermek her zaman kolay olmaz. Her iki taraf da hayatlarında önemli bir değişiklik yaşamaktadır, belki çok kırgın veya üzgünlerdir. Bu durumda çocuğa, “hayır baban aslında çok iyi biri” veya “annenle ayrıldık ama gene seninle beraber görüşmeye devam edeceğiz” demek ne kadar ikna edici olur? Çocuk her şeye tanık olmuştur. Annesinin veya babasının ağladığını, belki de birbirlerine bağırdıklarını görmüştür. Aralarındaki şiddeti ne kadar gizleyebilirler veya gizlediklerini sanırlar? Çocuğu asıl yıkan da anne babasını üzgünken, ağlarken görmektir.
Ayrılmayı kim isterse istesin, her iki taraf da bilinçli veya bilinçsiz kendini suçlu görür. “Daha fazla ne yapabilirdim, neden şu şekilde davranmadım, neden bu kişiyle evlendim, yaptığım en baştan beri hataydı” gibi düşünceler gelebilir. Bunun yanında ayrılmayı bir tarafın kabul etmesi daha zor olabilir, olayın şokunu hemen atlatamaz ve durumu kabullenemez. Özellikle ayrılmayı istemeyen tarafın mutsuzluk ve kırgınlığını saklayamaması normaldir. Bu gibi durumlarda ebeveynler suçluluk ve kızgınlık duygularını çocuktan çıkarabilirler. Aradaki atışmada çocuk kullanılabilir; taraf tutmaya veya arabuluculuk yapmaya zorlanır. Çocuğu kazanmak için karşı taraf kötülenebilir. Ama bu gergin ortamda çocuklar büyük zarar görür. Kendilerini anne baba arasında seçim yapmak zorunda hissederler. Karşı tarafı cezalandırmak isterken asıl cezalandırılanın çocukları olduğunu birçok ebeveyn göremez.
Ayrılığın acısından teselliyi çocukta aramak, ona dayanmak, kendi tarafına çekmek için karşı tarafı kötülemek son derece sakıncalıdır. Çocuk anne veya babasını mutlu etmekte kendini sorumlu görür, bu bakış açısıyla, ayrılmalarına engel olamadım diyerek de çok acı çeker. Öfkeyi kesinlikle çocuğa yansıtmamak gerekir. Çocuk kendisini dünyanın merkezinde görür ve her şeye gücünün yetebileceği sanır. Bu düşünceyle ayrılıktan da kendini sorumlu tutabilir ve onları birleştirecek kişinin kendisi olduğuna inanır. Bu düşünceleri anne babanın önlemesi gerekir. Ne evli kalmanın ne de boşanmanın yükümlülüğü çocuğa yüklenmelidir. “Babana senin için katlandım” veya “katlanıyorum” gibi söylemler çocuğu depresif yapabilir, annesinin mutsuzluğunda payı olduğunu düşünür.
Eşlerin birbirlerini çocuğun yanında suçlaması da çok zarar vericidir. Çocuk her zaman saygı duyabileceği, her şeye rağmen yıkılmayan, sağlam anne babaya sahip olmak ister. Boşanma da olsa, birinin suçlanmasından hoşlanmaz.
Çocuğa anne babanın sadece birbirinden ayrıldığı, ama onu bırakmadığı ve anne babası olmaya devam edeceği vurgulanmalıdır. Çocuğa bazı şeyler dürüstçe söylenmelidir. “Onunla mutlu olamadım, istediğim gibi bir eş olamadı, ama sen onun babalığından memnunsun değil mi? Bu önemli, çünkü senin ondan, benim gibi kopman mümkün değil, her zaman baban olarak kalacak.” Çocuklara karşı dürüst olmak demek, onlara her şeyi söylememiz gerektiği anlamına gelmez. Anne babanın birbirleriyle artık mutlu olamadığını ve ayrılmaya karar verdiklerini söylemesi yeterlidir. Çocuğu ilgilendirmeyecek özel durumlar paylaşılmamalıdır.
En önemlisi, boşanma gibi bir karar alınırken, hem eşlerin hem de çocuğun bu durumdan kötü etkilenebilecekleri en baştan kabul edilmeli ve özellikle çocuktan olgun bir davranış beklenmemelidir. Eşler gibi onun da bir kabullenme aşaması vardır. Ebeveynin sabrı ve olabileceklere toleransı önemlidir.


Madde kullanımı, merkezi sinir sistemine etki eder; fiziksel ve duygusal olarak iyi hissetme duygusunu arttırır. Kişinin bu iyi hissetme duygusunu korumak için madde kullanımını artırma ihtimali de yüksek olur. Birçok kötü etkilerine rağmen bu davranış durdurulamaz, hatta artarak devam eder. Bu uyuşturucu maddeler, bitkisel maddelere kimyasal olarak değiştirilmiş veya imal edilmiş maddeler eklenerek yapılır.
Gündemde konusu sıkça geçen bonzai kullanımı, ülkemizde son yıllarda gençler ve eski esrar kullanıcıları arasında yaygınlaşmaktadır. Diğer maddelerden farklı olarak fiyatının ucuzluğu, tamamen bitkisel olduğu düşüncesi, kimyasal içeriği ve zararlarının tam olarak bilinmemesi gençleri bonzai kullanmaya itmektedir. Bununla birlikte yoksul semtler başta olmak üzere hayatın her alanında bonzai alımı ve satımı yaygınlaşmaya başlamıştır. Bunun için internet gibi yaygın kullanılan iletişim araçlarından da yararlanılmaktadır. Tüm bunlar gençlerin maddeye ulaşımını kolaylaştırmaktadır.
Tuvalet eğitimi için uygun yaşlar:
Okul öncesi ve okul döneminde olan çocuklarda en sık görülen korkulardan biri okul korkusudur. Böyle zamanlarda çocuklar okula giderken çok fazla endişe duyarlar, yoğun kaygı ve panik belirtileri gösterirler. Aşırı korku hali ile okula gitmek istemezler. Okulla ilişkili her şeyi reddederler veya ilgisiz davranırlar. Bazen bu gibi durumlar onların yardım çığlığı olabilir.
Dikkat kaliteli bir öğrenme için çok önemli bir yetidir. Bazı çocuklar bu konuda sıkıntı yaşarlar. Bu durumdan okul hayatları ve arkadaşlarıyla olan ilişkileri de etkilenir; beraberinde öfkeli ve saldırgan davranışlar gösterebilirler. Dikkat etme yetisi çocukta doğuştan var olabildiği gibi çoğunlukla öğrenilen bir davranıştır. Çocukların okul başarısının azalması ve motivasyonlarının düşmesinde sahip oldukları olumsuz düşünceler çok etkilidir. İlk seferde konuları anlamaya çalışırlar, akıllarının başka yere dağılmasından çok rahatsız olurlar ve ders başarılarını çok etkileyeceğini düşünürler. Bu nedenle çalışsalar da başarılı olamayacaklarını zannederler. Ders çalışırken hiç sıkılmadan tam odaklanma gerektiği inancına sahiplerdir. Burada ailelerin çocuklarından beklentileri de bu düşüncelerin oluşmasına zemin hazırlar. Hâlbuki yetişkinler bile her zaman tam bir odaklanma gerçekleştiremezler ve çalışırken sıkıldıkları anlar olur. Böyle iken, bunu çocuklardan beklemek onların sadece kendilerini baskı altında hissetmesine neden olur ve bu başarılarını daha da etkiler. Öncelikle çocuklardaki bu olumsuz düşüncelerin üzerine gidilmeli ve değiştirilmeye çalışılmalıdır. Aileler bu noktada çocuklardan beklentilerini normal düzeye indirmeli ve onlardan yapılabilir şeyler talep etmelidir. Ayrıca çocukların odaklanma sorunlarında, sağlıksız yeme alışkanlığı, az yeme, yorgunluk, geç saatlerde uyumak, öğretmen ve ebeveynin bir konuyu ya da dersi anlatırken ilgi uyandırmadaki yetersizlikleri de etken olabilir.
Evli ve çocuk sahibi kadınlar kimi zaman eşlerinden, çocukların tüm sorumluluğunu kendilerine yükledikleri konusunda yakınırlar. Çocuk bakımı konusunda destek göremediklerini söylerler. Bunun kültürel de olmak üzere birçok nedeni olabilir. Ama bu yazıda sadece kadınların tutumları, yani değiştirebilecekleri davranışları üzerinde durulacaktır. Kadınların bazı tutumlarını değerlendirerek değiştirmeleri, istedikleri aile düzenine kavuşmalarını sağlayabilir. İyi niyetlerle atılmış pek çok adım istenmeyen mesajlar içerebilir. Bu konuda dikkatli olmak gerekir. Örneğin; çocuğundan kopamayıp, eğitim ve diğer tüm ihtiyaçlarında kontrolü ellerinde bulundurmak isteyen kadınlar, eşlerine istemeden de olsa “Aslında sana ihtiyacımız yok” mesajı verebilirler. Bu nedenle anne-baba-çocuk üçgenini sağlıklı kurmakta kadının rolü büyüktür. Bu konuya açıklık getirmek için öncelikle anne çocuk ilişkisinin ilk yıllarındaki niteliğinden bahsetmek gerekir.
Bazı aileler çocuklarını kendi ideallerindeki gibi yetiştirmek isterler. Eğitim süreçlerinde çocuklarına o kadar fazla emek ve para harcarlar ki (özel dersler, özel okullar, dershaneler, ev ablası/abisi bulmak vb.) beklentileri de o derece büyük olur. Böyle aileler çocuklarından yaşlarının üstünde bir olgunluk ve kapasitelerinin üstünde bir başarı beklerler.